
ELİF SILA POLAT
Kitaplar, insanların günlük hayattaki kaçış noktalarından biri. Her insan okuduğu kitapta kendini, hayallerini, acılarını, geçmişin onda bıraktığı izleri görür. Ya da hiç yaşanmayan bir hüzün, sayfalardan atlayıp kalbinizde yer edinir. Günün koşturması, bir kitabın kapağını açmakla yok olur. Yüreğinizdeki sıkıntıyı unutturur size. Ama bazı kitaplar var ki o gönlünüzün minik köşesinde size yeni bir yara açar. Öyle derin, öyle içtendir. Sayfalar, sizi başka bir hayatın kapısına götürür ve terk eder. Siz kendi hayatınızı unutur, o kitabın hayatını yaşamaya başlarsınız.

Günümüzde okumalar, az gibi görünse de artmaya başladı. Herkes, ya merak edilen kitapları alıp okumaya başlıyor ya da kendisine iyi geleceğini düşündüğü kitaba yöneliyor. Bu küçük adımlar, insanı kendisini geliştirmesi için güzel bir başlangıç aslında. Hele ki kendisine iyi geleceğini hissetmişse.
Ama neden bazı kitaplar, hayatımıza öyle etki ediyor da hiçbir zaman unutamıyoruz peki? Yara mıdır onu unutturamayan? Yoksa sınanmamışlığın getirdiği merak mı? Belki bazı kitapları unutamamamızın nedeni, onların anlatmaya çalıştığından ziyade bizim orada bir parçamızı bulmamızdır. Kitap bitse bile içinizde onu yaşatmaya devam edersiniz.
Yaşatılan ise unutulmamayı kendinde hak görür. Hakkıdır da.







Yorumlar (0)
Fikrinizi Paylaşın