Ahmet Faruk Keçeli yazdı: ''TÜRKİYE'DE KAPİTALİZMİN TARİHİ VE GÜNÜMÜZ''
AHMET FARUK KEÇELİ
TÜRKİYE’DE KAPİTALİZMİN TARİHİ VE GÜNÜMÜZ
Kapitalizm, Batı Avrupa’da 12. Yüzyıl ve 16. Yüzyılda bazı özgün gelişmelerin sonucu olarak ortaya çıktı. Burada kapitalizmin gelişmesinin iç dinamikleri olduğu gibi, dış dinamikleri de vardır. İç dinamikler olarak şehirlerin gelişmesini örnek verebiliriz. Önce İspanya ve Portekiz’de Orta Çağ’a has ekonomik düzenin yerine kapitalist niteliklerin ortaya çıkması ve Okyanus ötesi keşiflerin yapılması ticari kapitalist birikimin elde edilmesini sağladı. Daha sonra liderlik Hollanda’ya Doğu Hint Kumpanyası önderliğinde geçti. Ondan sonra ise İngiltere’de Sanayi Devrimi’nin öncülüğündeki gelişmelere tanıklık ettik.
Soru şu: Osmanlı İmparatorluğu 16. Yüzyılda önemli ölçüde gelişmiş bir ekonomik yapıya sahipken, neden 16. yy’da Batı Avrupa’da kapitalizm ortaya çıktı ve daha sonra İngiltere’de başlayan sanayi devrimi oldu da, Osmanlı’da olmadı? Bunun cevabı tarihçileri en fazla meraklandıran konular arasındadır.
İngiltere, 1820’lere gelindiğinde Sanayi Devrimi’ni tamamlamıştı. Diğer Avrupa ülkeleri de gümrük duvarlarını artırarak kendilerini koruyup sanayi devrim sürecine girmişlerdi. Osmanlı ise, İngiltere’nin serbest ticaret politikasını kabul edip 1838’de Balta Limanı anlaşması ile bu yolu kaçırdı. Almanya başta olmak üzere diğer Avrupa ülkeleri gümrük duvarları ile kendi sanayilerini İngiltere’ye karşı koruyabilmişlerdi.
1839’da Avrupa’daki Büyük Güçlerin isteği üzerine Tanzimat Fermanı ilan edildi. Amaç Osmanlı’daki gayri-Müslimlere ve yabancılara haklar tanınarak onları Osmanlı vatandaşı şemsiyesi altına almak ve Müslümanlarla eşit düzeye getirmekti. Bu süreç 1856 Islahat Fermanı ile devam etti. Ancak bu gelişmeler Osmanlı’nın iç işlerine karışmaya yol açtı.

Osmanlı tarihinde 1839-1876 yılları arasına Tanzimat dönemi denir. Bu dönemde neredeyse Osmanlı devleti yabancı ülkelerin Büyükelçilikleri tarafından yönetiliyordu.
1876’da Birinci Meşrutiyeti ilan etmeyi kabul eden I. Abdülhamit’in tahta çıkarıldığını görüyoruz. Daha sonra Abdülhamit, Rusya ile savaşı bahane edip meclisi askıya alacak ve bir istibdat rejimi uygulayacaktır.
Osmanlı ekonomisi 19. yüzyılda kötü dönemler yaşıyordu. 1877’de moratoryum ilan edildi. 1881’de ise Osmanlı borçlarının tahsil edilmesi için Düyun-u Umumiye kuruldu.
1908’de Abdülhamit’e II. Meşrutiyet’i ilan etmesi İttihat ve Terakki Cemiyeti’nce sağlandı. İTC, 1913’te iktidarı tamamen ele geçirerek, Talat, Cemal ve Enver Paşalarca yönetilmeye başlandı. 1914’te Almanya’nın yanında I. Dünya Savaşı’na girildi. 1918’de ise Mondros Ateşkes anlaşması ile savaşın kaybedildiği belgelendi.
19. yüzyılda Osmanlı’daki gelişmeler, Kurtuluş Savaşı yıllarına ve genç Cumhuriyet’in kuruluşuna damgasını vurmuştur. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki devrimlerin öncesindeki gelişmeler bu yıllarda yaşanmıştır.
Soru şu: Osmanlı Devleti Batılı emperyalistlerce kendi yolunda gitmeye izin verilseydi endüstri devrimini yaşayıp bugün gelişmiş kapitalist ülkeler arasında yerini alabilir miydi? Sol literatürde yeni-emperyalizm olarak adlandırılan olgu, Türkiye’ye Osmanlı’dan mı miras kalmıştır? Türkiye, bu makus kaderinden nasıl kurtulabilir? Bu sorular 1960’larda olduğu gibi hala güncelliğini korumaktadır.

Bugün Türkiye, Osmanlı’ya benzer bir kaderi paylaşmaktadır. Yarı sömürge bir durumda, Batı ülkelerine ekonomik ve siyasi olarak bağımlıdır. Emperyalist Avrupa Birliği ile Gümrük Anlaşması içindeyken, diğer emperyalist güç olan ABD ile NATO dolayımıyla bir ilişki içindedir. Ekonomik olarak dış borca muhtaç olduğundan, Batı ekonomilerine bağımlılığı daha fazladır. Her yıl verdiği cari açık daha fazla borçlanmayı gerektirmekte, bir “borç tuzağına” yuvarlanmış durumdadır.
Türkiye’yi bu girdaptan kurtarmak için ne yapılmalıdır? İspanya ve İrlanda AB üyesidir. İspanya, AB’den aldığı hibeleri yol yapımında kullanmış, İrlanda ise yeni fabrikalar kurmuştur. İrlanda bugün İspanya’dan daha ileri bir konumdadır. Ekonomisi daha kötü durumdaki Türkiye ise, aldığı borçlarla yol yapımına onca parayı akıtmıştır. Bu paralarla kurulacak fabrikalarla işsizlik sorunu çözülebilecek, âtıl işçi istihdam edebilecekken, bu yola girmemiştir.
Diğer yandan sanki gelişmiş bir kapitalist ülkeymiş gibi Türkiye’de hizmet sektörüne onca yatırım yapılmıştır. Bu hizmet sektörünün başında finans sektörü gelmektedir. Sonuçta ekonomisi kurallı olmadığından, fon vurgunu gibi aksaklıklar yaşamaktadır. Dünya’da finans merkezleri New York ve Londra’dır. İstanbul bir finans merkezi yapılmak istenmektedir. Bu sol kulağı sağ elle göstermek anlamına gelir. Zor yola girmek Türkiye’ye hiçbir yarar sağlamaz.
Türkiye üretim ekonomisine girebilmek için tasarruflarını sanayine kaydırmak zorundadır. Sanayi sektörüne yapılacak seçici yatırım, tarım sektörünün boşlanması anlamına gelmemektedir. Çünkü dünyadaki toprak kirliliği tarım sektörünü geçmişten daha önemli hale getirmiştir. Diğer yandan iklim değişikliği toprakta çölleşmeye neden olmaktadır. Bu değişim de tarım sektörünü önemli hale getirmiştir. Ancak imalat sektöründe üretim, yeni teknolojiye yatırım yapılması, dünya pazarında daha fazla getiri getirmektedir. Sanayisi gelişmiş bir Türkiye özlediği düzeye daha kolay ulaşabilecektir.







Yorumlar (0)
Fikrinizi Paylaşın